Gazeteden yapılmış külahta, 50 gr zeytin... Ve…12 Eylül...     Bugün, okul yemeği var Ender’in… Aklımda hep o gazete serili masalar ve etrafında cıvıl cıvıl, mutlu, umutlu, yaşam dolu gençler var…      Bana gelen mailde okumuştum “Sadece bizim kuşak öğrencilik dönemimizi tekrar yaşamak ister!” diye. Bu kesinlikle doğru, o dönemi tekrar yaşamak istiyorum!!! Sayıyla alınmış yaprak sarması, kadınbudu köfte… Yine sayıyla alınmış domates, biber ve salatalığın kokusunu duymak istiyorum!!! Yurda kaçak soktuğumuz votkayı içmek ve anlamsız konuşmalar yapmak, sonrada arkadaşlarıma sevgilimi anlatmak, onu çok sevdiğimi haykırmak istiyorum!!!  Gazeteden yapılmış külahta 50 gr zeytin, yine gazete kâğıdına sarılmış ve gazetenin baskısı üstüne çıkmış 100 gr beyaz peynirle kahvaltı yaparken, o kalın su bardağında çay içmek istiyorum. Arkasını çevirip baktığımda sararmış olduğunu gördüğüm çay kaşığıyla da çayımı karıştırmak… Haşlanmış yumurtayı, babası tavukçuluk yapan arkadaşımın alnında kırarken “Neden sadece sarı yumurtlamıyor bu tavuklar?” diye tekrar sormak ve onu her sabah olduğu gibi çıldırtmak, bunun içinde çığlık çığlığa kovalanmak istiyorum!!! Merdivenlerin tam karşısına konmuş boy aynasına bakıp “Tanrım bu gün yine çok güzeliz!” derken, kızların “Deli bunlar!” demelerini duymak istiyorum!!! Belli saatlerde yapılan telefon anonslarında, arkadaşlarımın isimlerini duymak istiyorum. Kediden korkan arkadaşımın koridorda çığlık atarak kaçtığını, gizlice yurtta beslediğim tavşanıma “Keriz!” diye seslendiğimde odaya koştuğunu görmek, koridorun taşlarında seksek oynamak istiyorum!!! Küçük tüp ya da elektrik ocağında patlattığımız mısırın kokusunun yayıldığı koridorda olmak... Afganistanlı arkadaşımın yaptığı, tadına doyamadığım naneli pilavıyla havuç reçelinden yemek istiyorum!!! Upuzun sarı saçlarını ütüyle düzleştiren basma sabahlıklı o kızı, kapkara ankesörlü telefonda saatlerce konuşan diğer kızları görmek, jetonlarını yutan telefonu yumruklayışlarını izlemek istiyorum!!! Arkadaşlarımın odasının kapısını aniden tekmeleyip, silahla tarıyormuş gibi sesler çıkartarak muzipçe gülüp kaçmak, arkamdan attıkları çığlık ve fırlattıkları terlikleri “Yine isabet ettiremediniz!” derken eski Türk filmlerindeki kötü adamlar gibi kahkahalar atıp ” Yarın daha erken gelirim, üzülmeyin canlarım, söz!” diyip, koridorda “Kızlar beni koruyun!” diyerek arkadaşlarımın odasına sığınmak istiyorum!!!… Arkadaşlarım harıl, harıl yemek hazırlarken, “Yan odadan zeytinyağı iste!” diye elime tutuşturdukları kavanozla onları deli edercesine, sürekli “Ne alacağım?” sorusuyla bunaltıp en sonunda “Git içine çiş yap!” demelerini… Odaya dönüp elimdeki kavanozu onlara verdiğimde kavanozun ısısından içinde ne olduğunu anlayıp delirmelerini ve benimde “Siz dediniz, şimdi neden kızıyorsunuz?” deyip onları çileden çıkardığım o anı tekrar yaşayımak ve onlara dil çıkarmak istiyorum!!! Akşam belli saatte yurda dönmek zorunda olan kızların bahçe kapısı önünde “N’olur bir dakika daha!” diye bekçi amcalara yalvarışlarını, ben sevgilimi bekletirken, gözü bir sevgilimde bir yurdun camlarında olan ve “Hala inmedi bu kız!” diye içinden geçiren o ayakkabı boyacısını… Şişhanede belediye otobüsü şoförüne beklemesini rica edip, iki basamakla dükkânına indiğim avizeciden yurda telefon açmak “Amca, sevgilime kahvede beklemesini söylermisin?”dediğim o karlı güne dönmek, kardan adam gibi olmuş sevgilimden özür dilemek istiyorum!!! Paramız olduğunda muhallebicide yediğimiz pilav üstü tavukla menemeni, paramız olmadığında da Yenikapı’da minik bir bakkaldan aldığımız tulum peyniriyle biber turşusunu kahvede tahta masada tavla oynayarak yemeyi istiyorum. Tabi sonrada tavlanın pisliğinden kirlenen ellerimi homurdanarak çantamdaki sabunla yıkamayı...  Sevgilimin bizi beslemek için kocaman kapta kahveye getirdiği kızarmış köfte ve patatese kıtlıktan çıkmışçasına saldırdığımız, sevgilimin babasının (sonradan benimde babam olan Salih babamın) “Oğlum seferberlik mi ilan edildi?” diyerek orduya yetecek miktarda olduğunu vurguladığı o köfte ve patatesi “Mmmm!” diye sesler çıkararak yemek istiyorum!!! Birimizin sirkeci postanesinde, diğerimizin de bambaşka bir şehirde saatlerce telefonun çalmasını bekleyip, görevlinin “İstanbul arıyor!” demesiyle de havalara uçtuğumuz o günleri tekrar yaşamak istiyorum!!! Aileme telefon açıp para istemeyi, günler süren banka ziyaretlerimi yaşamak istiyorum. Param geldiğinde Laleli’de ki pehlivan büfede “Macar” yemeyi, çok sevdiğim un kurabiyesinden yurda giderken almayı, sevgilimin ben hasta olduğumda aldığı ilacın üstüne yazdığı notla birlikte yolladığı çilekli tartı yemeyi istiyorum!!! Hediye süveter örmeye çalışan arkadaşımın yardım isteğini kabul ettiğim ve daha sonra evleneceğim o genç adama ördüğümü gördüğüm andaki şaşkınlık ve mutluluk dolu o anı tekrar tekrar yaşamak istiyorum!!! Bizlere her zaman sevgiyle evinin kapılarını sonuna kadar açan o güzeller güzeli Çakır ananın yemeklerini iştahla yemek istiyorum. Canım arkadaşlarım ve sevgilimle üzerimizde tulumlar yüzümüzde gülücüklerle Çakır ananın evini tekrar boyamak istiyorum!!! Kulaklarım ağrıdığında, sonradan dost olduğumuz Kerküklü doktor’a gitmek istiyorum. Hiç para almadan, gönderdiğim tüm kızları muayene eden o fedakâr doktora!!! Gümüşsuyu’ndan ta Laleliye kadar yürümek, Cennet Bahçesinin lavabosunu temizleyen o ak saçlı pamuk teyzenin ilaçlarını verdiğimizde bize, “Çok mutlu olun evlatlarım!” diyişini duymak ve yüzünü görmek istiyorum!!! İpe dizilmiş alıçlar boynumdayken Galata köprüsünde balık ekmek yemek, Yeni Camii’nin önünde güvercinlere yem atmak istiyorum!!! Kaçak kaldığım yurdun battaniyelerini piknikte kullanmak için arkadaşımla aldığım, sonrada depoya koyarken yakalandığım o güne dönüp, cesurca ortalarda dolaştığım için aksini düşünemeyen, beni öğrencisi sanan ve sadece ikaz eden yurt müdüründen özür dilemek istiyorum!!! Yurttan aldığım o battaniyelerin üzerinde tekrar tüm arkadaşlarımla piknik yapmak istiyorum!!!J Arkadaşlarımın kaldığı yurdun kapısında ki görevlilere selam verip hal hatır sorduğum,  onlarla ettiğim sohbetler sayesinde kaçak olduğumu hissettirmediğim, üstelik “Kaçak girenleri tanırmısınız?” diye şımarıkça sorup, “Hemen anlarız!” yanıtıyla kıs, kıs güldüğüm, beni yurda kimlik sormadan alan iyi niyetli o insanlardan, defalarca özür dilemek istiyorum!!! Birimizin trenle Ankara’ya, diğerimizin İstanbul’a gitmeye çalıştığı, sevdiklerimizden haber alamadığımız, herkesi bir yerlere savuran o "12 EYLÜL" gününü ise asla, yaşamak İS-TE-Mİ-YO-RUM !!!
Gülgün Baltacı 

|
2008-03-03 21:00:52 - ..
Daha güzel bir yaşam dileklerimle. Hoşça kalın.
ASLı
****
Çok teşekkür ederim, beni mutlu ettiniz.
Aradan yıllar geçse de yaşananlar asla unutulmuyor. Düşündüm de, yerinizde olmayı ne çok isterdim. Sizler bir konuda bizden şanlısınız ama sadece bir konuda:) Yurt yaşamınız daha konforlu... Ben, bizim zamanımızda yurtta olmak isterdim. Aynı yokluklarla. Ankesörlü telefonlarda sıra beklemek... Peynirli böreği bulunca, kendimi dünyadaki en güzel böreği yiyormuşçasına mutlu hissetmek...
Sevgilinizle yaşadıklarınızı; ilerde yüzünüzde gülümsemeyle kaleme almanızı diliyor, kocaman sevgilerimi yolluyorum size...
İyi ya da kötü, yanlış ya da doğru tüm yaşadıklarınızın, kendi isteminizle olmasını diyorum. Başarılar...
Düzenleyen gulgun0ender gün: 5/3/2008 saat: 00:30