Bu gün de, Enderim'e masal anlatmak istedim...

 

İçimi ısıtan güneşlerim tek, tek saklanıyorlar bulutların arasına

 Anılarımı sıcak tutan gülüşleri, kokuları kaldı bana

 Bir varmış, bir yokmuş... Diye başlıyor anılarım aslında...

 

Demiştim…

           Masallarda olduğu gibi… 

                 Değiştirebiliriz istersek...J

  

İçimi ısıtan güneşlerimi ben saklıyorum bulutların arasına…

 Beni sıcak tutan kokuları, gülüşleri hep yanı başımda

 -Bir varmışşşşşş, hep varmışşş…

 Diye başlıyor anılarım, aslındaJ

 

 

 

 

 

 

Harika, sıcacık ses; Gülüm, kalkacak mısın?dedi…Evet! dedim, belli belirsiz…

 

Kendimin bile, dudaklarımdan dökülen o kelimenin bana ait olup olmadığını anlamadığı bir sesle…

 

Sıcacık yatağımızda doğrulup, yere uzattığım ayaklarım halıyı hissettiğinde, yüreğim de bir şey hissetti. Ne zamandır buz kesmiş kalbim sıcacıktı…

 

Hemen karşıya baktım. Rumeli hisarının o buz gibi taş blokları bile güneşten ısınmış gibi, bunu hissedebiliyorum.

 

Hissetmek önemli…  diye düşündüm, "Puslu havada güneşi hissedebilmek..."

 

O bulutların ardına saklanmış Güneş’e, İşte varsın, sen saklansan da, ben seni hissediyorum. Biliyorum beni de ısıtacaksın…"

 

 Bak, erguvanlar açmış sayende, denize yansıyan ışıkların gözümü alıyor… Martı sevinçle gökyüzünde kanat çırpıyor, o insana bir kadın çığlığı gibi gelen sesleri yok. Gülüşüyorlar...

                                      

 

Şu karıncaya bak, ağzında kocaman yaprak parçasıyla Bu kocaman yaprak parçasının altında ezilmiyorum. Çünkü hemen yanımda duran dostum, sevdiğim;  benden alacak bunu, az sonra o da başkasına verecek… Aramızdaki dayanışmayı görün, lay, lay lom!!! Kuş gibi hafifim. Omuzlarımdaki yükü hafifleten dostlarım var…

 

Kaplumbağam azimle bisiklette dimdik durmuş pedal çeviriyor. Herkesin yavaşlığıyla alay ettiği kaplumbağam, rüzgârın yardımıyla kendini mutlu hissediyor. Onun o kocaman gövdesini yerden kaldıran ne, rüzgâr mı?

 

Kadir… Kardeşim ona bu ismi verdi Almanya’dan tüylü şapkasıyla gelen, Kadir İnanır filminden esinlenerek…

 

Rüzgârgüllerim; etrafa yine sevgi ve mutluluk yayıyor , dönerken.

 

Ender’imin alüminyum vazoya yerleştirdiği balkondaki rengârenk gerberalar, gülümseyerek bakıyor bana.

 

Etrafımdaki güzellikleri tekrar fark ettim, güneş taaaa gözümün içine sokmuştu ışıklarını...

 

 Ben hep varım, insanlar bensiz yaşayamaz, sen görmek istemedin beni… Yanı başında kalbi sevgiyle çarpan, gece gündüz içini ısıtan güneşin var. İnsanların dünyayı yok etmeye çalışması gibi sende onu yok edeceksin yeter! Kendine gel ve o hiç puslu havayı sana fark ettirmeyen güneşine sarıl ve ona deki ...

Bana olan sabrını seviyorum
Gözlerindeki o ışığı seviyorum
İnsanı sarıp sarmalayan sıcacık sesini seviyorum Sendeki bıkmak usanmak bilmeyen, özverini seviyorum
Kısaca ben, SENİ SEVİYORUM!

          

             ÇOK SEVİYORUM!!!!!!!"

 
 

Bu gün de,  Enderim’e Masal Anlatmak İstedim…

   

 

 

UYUYAN GÜZEL

 

Bundan yıllar önce uzak ülkelerin birinde bir kralla güzeller güzeli bir kraliçe yaşıyordu.Kocaman görkemli bir şatoda oturan kral ve kraliçeyi ülkenin halkı çok seviyordu.
Özellikle güzel olduğu kadar iyi kalpli olan kraliçeye herkes hayrandı. Bu iyi yürekli kraliçenin hayattaki en büyük dileği bir çocuk sahibi olmaktı.
Sonunda bu dileği gerçekleşti ve güzel bir ilkbahar sabahı harika bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Genç kralla Kraliçenin mutluluğuna diyecek yoktu.
Küçük prensesle doğumunu kutlamak için o güne kadar görülmemiş bir şenlik düzenlendi. Bu şenliğe o ülkedeki bütün insanlar ve periler davet
edilmişti. 
         
Şenlikler şatonun büyük salonlarında kutlanıyordu. Her taraf o günün şerefine süslenmişti. Bütün davetlerin dikkati, yatağında uslu uslu yatan
minik prensesin üzerindeydi. Melek yüzlü iyilik perileri beşiğin çevresinde toplanmıştı. Her biri sırayla bebeğe iyi dileklerde bulundular.
Kimi ona güzellik, kimi akıl, kimi de cömertlik armağan etti. Fakat büyük
bir talihsizlik olmuş ve yaşlı bir periyi şenliğe davet etmeyi unutmuşlardı. Bütün konuklar neşe içinde eğlenirken yaşlı peri birden
ortaya çıkıverdi. Şenliğe davet edilmediği için çok kızmıştı. Öfkeyle
küçük prensesin beşiğine yaklaşarak "Onaltı yaşına geldiğinde parmağına
bir iğ batacak ve öleceksin
" dedi Oradaki herkes şaşkınlıktan donakalmıştı.
İşte tam bu sırada henüz dilekte bulunmayan perilerin en genci ileri
atıldı. " Üzülmeyin, dedi yavrunuz ölmeyecek Küçük prenses yüz yıl sürecek derin bir uykuya dalacak ve bir prens gelip onu öptüğünde bu uzun uykudan uyanacak"

            Kral ve Kraliçe genç periye teşekkür etti.Ama kral yinede bu kehanetin gerçekleşmesinden büyük kaygı duyuyordu. Hemen bütün muhafızlarına,
ülkedeki iğlerin kaldırılmasını emretti. Bu emre uymayanların cezası ölüm olacaktı. Böylece aradan uzun yıllar geçti.

           
Mutlu bir hayat süren prenses hergün biraz daha büyüyüp güzelleşiyordu.


Onaltı yaşına geldiğinde bir gün şatoyu gezmeye karar verdi. Şato okadar büyüktü ki, bilmediği pek çok yeri vardı. O zamana kadar görmediği küçük bir odada yaşlı bir kadına rastladı. Kadın elindeki iğ ile iplik eğiriyordu. Bu iğ nasıl olduysa muhafızların gözünden kaçmıştı. Çok meraklanan prenses tanımadığı bu garip alete dokunmak istedi ve iği eline alır almaz eline battı . Kötü kehanet sonunda gerçekleşmişti.

          
Hemen uykuya dalan güzel prenses ipek örtüler içinde altından yapılmış bir
yatağa yatırıldı. Prensesle birlikte bütün şato yüz yıl sürecek derin bir uykuya daldı. Kral Kraliçe muhafızlar, hizmetkarlar ve saray çalgıcıları da uyumuştu. Sadece onlarda değil... Sahibiyle birlikte avludaki köpek, ahırdaki koşulmuş at, hatta dallardaki kuşlar bile uyudu.
          
Her tarafa derin bir sessizlik çökmüş onları uyandırmamak için rüzgar bile susmuştu. Ağaçların yaprakları da kımıldamaz olmuştu. Bu arada uyuyan şatonun çevresinde sık bir orman göğe doğru yükselip onu bütün gözlerden gizledi. Bu arada aradan tam yüz yıl geçmişti.

Yine ilkbahar gelmiş bütün doğa uyanmıştı. günlerden bir gün genç ve cesur bir prensin ormana yolu düştü. Uyuyan güzel efsanesini duymuş ve onu bulmaya karar vermişti. Günlerce aradıktan sonra, önüne geçemediği bir duygu onu bu ormana çekmişti. Sonunda şatoyu buldu ve prensesin uyuduğu odaya girdi. Daha onu görür görmez yüreğini tarifsiz bir sevgi kapladı.

         
Prenses'e daha o anda aşık olmuştu. Genç kıza doğru eğildi ve onu hafifçe öptü. Güzel bir prenses sihirli bir değnekle dokunulmuş gibi hemen gözlerini açtı. Onunla birlikte şatodakilerde gözlerini açtı. Kötü kalpli perinin büyüsü artık bozulmuştu. İki genç kısa süre sonra görkemli bir düğünle evlendiler ve uzun yıllar birlikte mutlu bir hayat sürdüler.



                                 

                                    18 Nisan 2007


                                                                                           Gülgün Baltaci

                                                                                               

         

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !